Kıvrımlı ve zarif, bilgin ve şefkatli, Asklepios’un sembolü olarak insanları iyileştirdi ve kutsadı ya da meşru soyundan gelen ejderhalar tarafından temsil edildiği üzere, onu kötülüğün gerçekten korkunç bir taklidi olarak lanetledi ve yok etti.
-------
Yılan, yağmurun habercisi olduğunda da onu saklayan olduğunda da Doğulu insanlar gibi Aryanlar da onun bulutlar üzerinde gücü olduğuna inanıyor.
Öyküde A kişisi B’yi öldürmek istiyordu. Büyük bir binanın hem zemin katında hem de en üst katında birer oda kiraladı ve içlerini bütünüyle aynı hâle getirdi; böylece gözleri bağlı biri bu odalardan hangisine getirilirse getirilsin, göz bağı çözüldüğünde hangi katta bulunduğunu anlayamayacaktı.
***Örümcek
Dışarıda rüzgâr pencerelere şiddetle çarpıyor, yağmur camları gürültüyle dövüyor, sabahın erken saatlerinden beri çırpınıp duran av köpeklerinin bulunduğu kulübeden zaman zaman derin ulumalar yükseliyordu.
***Köpek Kulübesi
“Buradaki ruh beni cezalandıracak. Doğruyla yanlışı çıkar uğruna birbirine karıştıran kötü insanların mahkemesine çıkarılmayacağım. Ruh beni bir kulağımı kesmeye zorluyor.”
***Kendi Cezasını Kesen Katil
“Beni görmek istediğinde, beni kitaplarının arasında ara; aksi halde sana görünmem.”
***Sihirli Ayna
Levania’da en keyifli şey Volva’yı seyretmektir. Levanialılar Volva’larını, bizim Ay’ı gökyüzünde izlediğimiz gibi seyrederler; Privolvans’ta yaşayanlar ise Volva’ya bakan yüzeyin karşı tarafında kaldıkları için bu manzaradan bütünüyle yoksundur. Volva’nın bu yarım kürede sürekli görünür olmasından ötürü buraya Subvolva adı verilmiştir; öteki bölgeye ise, Volva’yı görme imkânından yoksun olduğu için Privolva denir.
Eski zamanlarda, Stiria’nın gözlerden uzak ve dağlık bir bölgesinde oldukça şaşkınlık veren, bereketli bir vadi vardı. Vadinin her tarafı sarp kayalıklarla çevriliydi. Her zaman dağın zirvesi karlarla kaplıydı, aralıksız buradaki şelaleden su akardı. Bu tepelerden biri o kadar sarp bir kayalığın karşısından batıya doğru düşerdi ki, güneş diğer her şeyin üzerine çöktüğünde ve her şey karanlık olduğunda, güneş ışınları hâlâ bu şelalenin üzerinde var gücüyle ışıldardı. Böylece adeta bir altın yağmuru gibi görünürdü. Bu nedenle de civardaki insanlar tarafından “Altın Nehir” olarak adlandırılırdı. ***Altın Nehr’in Kralı
Harz Dağları bölgesinde, bir yerlerinde Sarışın Eckbert olarak anılan bir şövalye yaşardı. Sarışın Eckbert, boyu anca ortalama sayılabilecek bir uzunlukta, sıska ve solgun yüzü kül sarısı olan gür sakallarıyla kaplı, aşağı yukarı kırk yaşlarında bir adamdı. Kendisi, oldukça sakin biriydi ve etrafında yaşayan komşularının münakaşalarına asla dahil olmazdı. Dahası, mütevazi şatosunun duvarları dışında neredeyse hiç görünmezdi. ***Sarışın Eckbert
Kayanın üzerine beyaz zambaklar, bir ölü gibi mosmor orkideler ve kızıl egzotik çiçekler yer-leştirdi. Gri kayayı adanmış bir tutkuyla öptükten sonra, çoktan unutulmuş çağlardan kalma, kadim töreni gerçekleştirdi. -Seremoni-